Sanayi devrimi ile birlikte küçük atölyelerde işin ehli kişiler tarafından üretilen ürünler artık vasıfsız işçiler tarafından seri halde ve daha düşük maliyette üretilmeye başlandı. Buna paralel olarak üretim ve kalite kontrol faaliyetleri biri birinden ayrıldı. O günkü anlayış ile kalite kontrol faaliyetleri; hatasız ürünlerin müşteriye gönderilmesini engellemek için bir ayıklama işlemi olmuştur. Zamanla çalışan işçinin insan olduğunu unutan Taylor Modeli; işi küçük parçalara bölüp standardize ederek büyük verimlilik artışları sağlamıştır. Ancak bu uzun sürmemiş, bireylerin kurulan sistem içinde devamlı olarak göz ardı edilmesi; bilgi ve becerilerini yaptıkları işe aktarmamaları, verimliliğin negatif yönde etkilenmesine neden olmuştur.
Toplam Kalite Yönetimi Japon kuruluşların liderliğinde, bu çalışma sistemine önemli bir alternatif olarak ortaya çıkmış, istenen verimlilik artışının sağlanmasına zemin hazırlamıştır. Zira Toplam Kalite Yönetimi'nde; kuruluşların amaçları arasına müşteri ve içinde bulundukları toplumun yanında çalışanların da memnun edilmesi dahil edilmiş, dolayısı ile çalışanların aktif katılımı ile kuruluştaki tüm faaliyetlerin sürekli iyileştirilmesi mümkün kılınabilmiştir.
Toplam Kalite Yönetiminin temel özellikleri şunlardır:
- Müşteri odaklı çalışma
- Tedarikçiler ile işbirliği
- Çalışanların bilgi ve becerilerinin sürekli geliştirilmesi ve katılımının sağlanması
- Süreç bazlı ve rakamsal verilere dayalı yönetim
- Sürekli iyileştirme ve yaratıcılığın teşviki
- Yönetici yerine LİDERLİK kavramının benimsenmesi
Bu anlayıştan hareketle, herhangi bir kuruluşta uygulanması durumunda başarının tamamen rakamsal verilerle ölçülebildiği modeller oluşturulmuş ve kuruluşlara uygulamadaki başarılarından dolayı ödüller verilmiştir: Japonya'da Deming Ödülü, Amerika'da Malcom Baldrige Ödülü, Avrupa'da Avrupa Kalite Ödülü ve ülkemizde Avrupa Kalite Ödülü'nün (EFQM Model) bir benzeri olan TÜSİAD-KalDer Ödülü.
|